Sebilcilik

Sebilcilik

Sebilcilik

Sıcak yaz günlerinde gazeller okuyarak insanlara bedelsiz su dağıtmak âdeti, İstanbul’un kadim geleneklerinden biriydi. Omuzlarında sebillerle gezen gazelhânlar, okudukları irticali besteler ile insanlara su ikram ederlerdi. Bu ikram tabii ki bir destekleyici tarafından karşılanır ama su kesinlikle insanlara ücret karşılığı dağıtılmaz, ikram edilirdi.İcra ettiği “sebilcilik” mesleğinde şöhret bulmasıyla birlikte adı her yerde “Sebilci” şeklinde anılagelmiş Hüseyin Okurlar, Osmanlı-Türk Tasavvuf kültürünün günümüze intikali hususunda önemli kültür köprülerimizden birisi olarak adını tarihin tozlu raflarında saklamaktadır. 1894 yılında, İstanbul’un kadim mahallelerinden birisi olan Şehremini’de dünyaya gelen Hüseyin Sebilci, seyyid bir soydan gelmektedir. Ağabeyi Mazhar ile birlikte küçük yaşta İstanbul tasavvuf hayatında hatırı sayılır bir yer edinmiş ve bu iki kardeş sesleri ile de bulundukları meclisteki insanları feyiz dolu nağmeler ile mest etmişlerdir. Amcası ise, dönemin önemli, Uşşâkî şeyhlerinden Kasımpaşa tekkesi postnişîni Mustafa Hilmi Sâfi Efendi’dir. Küçük yaşta onun himayesine giren Hüseyin Sebilci, Sâfi Efendi vasıtası ile gençliğinde iyi bir musiki kültürüne sahip olmuştur. Dönemin önemli musikişinasları arasında yer alma nasibine erişmiş Sebilci, özellikle tekke musikisi formunda birçok icranın günümüze aktarılması hususundaki birikimini, yıllar sonra, bu yaşlarda kazandığı bilgiler sayesinde sağlayacaktır.
Türkiye’nin birçok önemli son dönem tekkesinde zâkirlik icrasında bulunmuş Hüseyin Sebilci’nin kendi meşrebi ise, amcasından gelme olan Uşşâkîliktir. Gençlik yıllarında İstanbul’da başlıca Tophane Kâdirîhânesi, Kasımpaşa Aynî Ali Baba Tekkesi, Karagümrük Nûreddîn Cerrâhî Asîtanesi olmak üzere önemli birçok tekkede bu vazifeyi icra etme şansı yakalamış olan Sebilci, Balkan Harbi’nin patlamasıyla askere alınmıştır. Tekkelerin kapatılmasına kadar zâkirbaşılık görevinden ayrılmayan Sebilci, bu dönemden sonra iş sıkıntısı çekmiş ve icra yönünü zaruri olarak gazelhânlığa ayırmış; İstanbul, Ankara, İzmir gibi birçok önemli şehirde çeşitli saz topluluklarında gazelhânlık icralarında bulunmuştur.
Sebilci’nin sahip olduğu musiki kabiliyetlerinin en müstesna olanı şüphesiz ki mersiyehânlığıdır. Ölüm matemi için okunan bu eserler hususunda sahip olduğu bilgi birikimi onu, yetiştiği çevrede adeta tek isim olarak tanıtmış olup özellikle Kerbelâ matemi ile ilgili okuduğu Hz. Hüseyin Efendimiz ile ilgili mersiyeler, birçok Ehl-i Beyt aşığının kalbini yakmıştır. Sebilci bu mersiyeleri okudukça yanan kalpler ona daha da hürmet göstermiş, son dönemde Muharrem ayı denince akla gelen ilk isim Sebilci Hüseyin Efendi olmuştur. Kerbelâ mersiyeleri yanında okuduğu cenaze mersiyeleri ile de önemli bir icracı olmuş Sebilci’nin bu mersiyelerinden birisi kayıt altına alınmıştır. Hayatının son döneminde mersiyehânlık kültürünün kenarda kalması ile daha çok mevlidhân olarak anılan Sebilci Hüseyin, yaşlılığında sıkıntılı dönemler geçirmiştir. Bu zamanlarda kendisine destek olan önemli kişilerin başında “Sahaflar Şeyhi” lakabıyla anılan Muzaffer Ozak gelmektedir. 1975 yılında Üsküdar’da yalnız yaşadığı evinin kapısı önünde hayata gözlerini yuman Sebilci Hüseyin, Yeni Valide Sultan Camii’nden sevenlerinin katıldığı kalabalık bir cenaze töreni ile son yolculuğuna çıkarılmıştır. Bu cenaze törenini bizzat yöneten Muzaffer Ozak’ın gerçekleştirdiği eşsiz zikrullah ve tasavvufi ananeler eşliğinde âlem-i cemale uğurlanan Hüseyin Sebilci’nin kabri Karacaahmet Mescidi’nin arka kısmındadır.
Sebilci’nin bıraktığı eşsiz miras bugün unutulmaya yüz tutmak ile birlikte yurdumuzun dört bir yanında bıraktığı sevenleri tarafından da yaşatılmaya çalışılmaktadır.

Bir Cevap Yazın